KIRIK 2 HAYAT
Hızlı Kargo şirketinin kapıya kadar getirdiği kutunun üzerindeki göndericinin ismini
görünce, içinde ne olduğunu anlaması için hafifçe sallaması yeterli oldu…
O halde Gönderici şu aralar; geçen 5 yılın ardından “Kocası
ve kızıyla çok eğlenceli ve romantik bir tatil yapmanın zamanının geldiğini”
düşünüyor olmalıydı… Aşk; bazen o kadar güzel, kutsal ve yüksektedir ki; ölümünüzün aşkınız için bir anlamı olacaksa, o
şarap kana kana ve zevkle içilir..Bu
yüzden paketi teslim alıp kapıyı kapatır kapatmaz, ruhu yere yıkılırken
gözlerinden boşanan yaşlara yüklü kesif acı, yüreğini alabildiğine mutlu
ediyordu.
Demek ki; Gönderici’nin acıları sona ermişti
10 yıl önce; Ormanın kenarında terk edilmiş, körpe ve kalbi
kırık aşklarını bulduklarında…İyileşip ormana, doğasına geri bırakmak zorunda
kalacakları zamanın, bu kadar acımasız kederler yaratacağını tahmin
edememişlerdi ne yazık…
5 yıl, küçüçük, kaçamaktan evlerinde bu aşkı iyileştirip büyütmüşler…olgunlaştırmışlardı..Kalpkırığı
iyileşmiş eskisinden daha sağlam ve çoşkulu atıyordu…
Kimsenin bilmediği bu aşkın sonsuza kadar büyüyerek yanlarında kalacağını düşünüp…bunun ilahi gücünü birbirlerine
anlatarak dar zamanlarda severek ve sevişerek geçirmişlerdi yılları…
Ve fakat o küçük kaçamaktan evleri dar gelmeye başlayıp aşkları; bu dar mekan ve zamanlar yerine;
ormanı, yeşillikleri, yağmurları, bulutları arzulamaya başlayınca…
Alıcı ne kadar gizlemeye, görmezden gelmeye çalışsa da, Gönderici; aşklarını, kendi doğasına özgür bırakmanın
zamanı geldiğini söylediğinde, özdeş 2 hançer ikisinin de yüreklerine saplanmıştı bile..
Ruhları arasında geçen o akıl almaz savaş o kadar nazik imalar ve sorularla sahne almıştı ki,
dışarıdan bakan birinin; bunun ölümüne bir kavga olduğunu anlaması mümkün değildi…
“Seni o kadar seviyorum ki; aşkımız sonsuza kadar sürecek” diyebilen bu kaçakların bu kadar kolay ve çabuk ayrılabilmesi; 300 km
ile giden bir Ferrari’nin yaptığı kazaya benzeterek açıklanabilirdi…Kolay ve çabuk ve şiddetli… ama asla acısız değil….
Gönderici bu sessiz kavganın sonunda; “Aşkım sanırım bu son görüşmemiz..Aşkımızı özgür bırakmaya karar verirsen beni ararsın” diyerek;
Kalplerini o kutsal sunakta bırakmak yerine, “Bakalım ne diyecek”umuduyla aşkın oynandığı kumar masasına gururlarını sürmüştü..Ve daha da kötüsü
Alıcı aynı hatayı görüp arttırmıştı…
Ama yine de bu yüksek perdeden aşklarına yakışır bir final olsun diye Alıcı;
4 gün sonra otomobildeki gerçek son buluşmalarında ; o sessiz kavganın olduğu gece içtikleri..
..ve içine bir not yazıp koyduğu
..ve mantarını kapattığı o son şarap şişesini Göndericiye vermişti….
Ve demişti ki:
“Beni unuttuğuna gerçekten emin olduğun zamana kadar, bu
şişeyi kırıp notu okuma... O çok sevdiğin tatil merkezine eşin ve kızınla
beraber gitmeyi arzuladığın zamanlarda beni de unutmuş olacaksın…”
Çünkü Gönderici için; “O kış tatiline Alıcı ile baş başa gitme” hayali, adeta aşklarının duası idi…
------------------------
Alıcı şişenin içindeki nota, yukarıda da ima ettiğim gibi:
“Kalplerimizi o kutsal sunakta bırakmak yerine,
Sen
“Bakalım ne diyecek” umuduyla,
Aşkın oynandığı Kumar masasına gururu sürdün..
Bak gördün mü?
İkimiz de Aşkta kaybettik…
Peki kim kazandı?..”
diye yazmıştı.
-------------------------------
Göndericiden gelen kargo paketinin içinde ise ne olduğu tahmin etmek zor olmasa gerek…
Evet….bu kırık hikayemin başında yazdığım gibi;
Aşk; bazen o kadar güzel, kutsal ve yüksektedir ki ölümünüzün aşkınıza dair bir
anlamı olacaksa, o şarap kana kana içildiğinden;
--------------------------
Alıcı; Kargo paketinin içindeki kırık şişe parçalarından kendine en yakışacak olanı seçip, bilgisayarında
“Aşk için ölmeli.. aşk o zaman aşk”lı şarkıya tıklayıp, sürekli tekrar çal moduna aldı…
…Küveti sıcak suyla doldurup içine girdi,
Gönderici de ; 5 sene boyunca unutmaya çalışıp sonra
dayamayıp şişeyi kırıp notu okuduğunda hıçkıra hıçkıra, “Allah Belanı versin”
haykırışlarıyla ve unutamamış olmasının isyanları içinde , Sadece Şişe Kırıklarını
paketleyip kargoladıktan sonra sessiz ve nazik bir ölüm için uyku haplarını
seçmişti…
-SON-
mert bal
25 Ağustos 2014 Pazartesi
14 Ağustos 2014 Perşembe
ULUSLARASI BİLİŞİM HUKUK DAİRESİ
Bir Türk vatandaşı olarak sosyal medya ile ilgili gündeme gelen tartışmalara yönelik düşüncemi küresel çözüm üretme noktasında paylaşmak istedim, ortak akıl bileşkemize katkısı olan bir öneri olmasını umarak ve dileyerek:
*Sosyal meydanın kişisel haklara, fikri ve sanat eserleri kapsamında haklara, vergilendirmeye yönelik mağdur edici haksız kazanç imkanlarına sahip tarafları var mı?...
koccaman bir VARRRRR yazalım..
O halde bu demokratik haklar ve insan hakları çerçevesinde nasıl çözülür...
Benim önerim:...
Her ülkede temsilcilikleri ve mahkemeleri olan Tek merkezli Küresel bilişim hukuk dairesi..
*Tüm şikayetlerle ilgili (vergilendirme dahil) yargı kararı uluslararası üst hukuk normları niteliğinde olup ülke Anayasa mahkemelerinin de üzerinde olacak..ABD.Rusya TC farketmez..Bu konuda uluslararsı ceza mahkemesi benzeri bir model üzerinde çalışılabilir kanımca
* Sosyal meyda şirketlerinin Tüm gelirlerinden elde edilen vergiler kullancıların kullandığı oranda ülke hazinelerine taksim edilecek...
koccaman bir VARRRRR yazalım..
O halde bu demokratik haklar ve insan hakları çerçevesinde nasıl çözülür...
Benim önerim:...
Her ülkede temsilcilikleri ve mahkemeleri olan Tek merkezli Küresel bilişim hukuk dairesi..
*Tüm şikayetlerle ilgili (vergilendirme dahil) yargı kararı uluslararası üst hukuk normları niteliğinde olup ülke Anayasa mahkemelerinin de üzerinde olacak..ABD.Rusya TC farketmez..Bu konuda uluslararsı ceza mahkemesi benzeri bir model üzerinde çalışılabilir kanımca
* Sosyal meyda şirketlerinin Tüm gelirlerinden elde edilen vergiler kullancıların kullandığı oranda ülke hazinelerine taksim edilecek...
Neden Türkiye bu konuda öncülük yapmasın...Örnek bir küresel yasa çalışması yapıp örnek bir kurumsal çözüm önerisi ile dünyanın karşına neden çıkmasın?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)